TACINI TAHTINI SATAN KRAL
*** 1907 senesinin gazeteleri şu ilginç hadiseyi tarihe kaydettiler: Batı Afrika'da üzerinden Volta Nehri'nin geçtiği küçük Aysbonie ülkesinde hüküm süren Kral Yborshi tacını, tahtını, tebaasını, 30 kadar karısını, öldürme-bağışlama haklarını 1 milyon Frank karşılığında satışa çıkarmıştı. Kral'ın tahtı
da çok tuhaftı: Üst üste konmuş üç kafatası. Bunlar da yine
kafataslarından, kol ve ayak kemiklerden oluşan bir desteğe
oturtulmuştu. Müşteri çıkmadı…
HALLEY'İN GÖRÜLÜŞÜ
19 Mayıs 1910)
"Bediüzzaman,
3. Söz'de şöyle bir tespit yapar: "Evet, tam münevverü'l-kalb bir
âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz.
Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle
seyredecek. Fakat meşhur bir münevverü'l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık
filozof ise, gökte bir kuyrukluyıldızı görse, yerde titrer, "Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?" der, evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler.)
Kısaca bu hadiseden bahsedelim: O zamanlar ki basında bu hadise ile alakalı şu bilgi var: "Dünyamıza süratle yaklaşmakta olan Halley Kuyruklu Yıldızının yarın Yeni Kaledonya semalarında çok belirgin bir şekilde görülebileceği söyleniyor. Kuyruğunun 23 Milyon kilometre olduğu tahmin edilen yıldızın, dünyamıza çarparak kıyametin kopmasına sebep olacağını iddia edenler hem kilise otoriteleri arasında, hem de bilim dünyasında hiç de az değildir.
İslam dünyasında ise halk ve din otoriteleri, Kur'an'ın; "Güneş, ay ve yıldızlar kendi yörüngelerinde birbirine çarpmadan hareket ederler" mealindeki ayet dolayısıyla Batılıların endişesini yersiz bulmaktadırlar.
Bazı Batı ülkelerinde halkın paniğe kapıldığı, mabedlere doluşup dua
ettikleri, bazılarının da son günlerini çılgınca eğlenerek geçirmek
istedikleri haber veriliyor.
İTALYA'NIN LİBYA TECAVÜZÜ VE PİERRE LOTİ
İtalya'nın 1911'de Libya'ya saldırısını ünlü Türk dostu Fransız yazar Pierre Loti "İtalia İllustrada" gazetesine şöyle yorumlamıştı:
"Bana İtalya'nın 'şanlı' teşebbüsü hakkında ne düşündüğümü soruyorsunuz. Ama ben, şan, şeref ve hakkın, kendi topraklarını kahramanca savunanlara ait olduğunu görüyorum. Türkler veya Araplar ani tecavüze uğramışlardır. Son derece küçük, kıyaslanamayacak kadar az bir kuvvetleri bulunduğu halde, makineli tüfeklerle yaylım ateşine tutulmuş, katliama uğramış ve ancak destanlarda rastlanan kahramanlıklar göstererek ölmüşlerdir. Şan ve şeref onlarındır. Zaten gerçek şan ve şeref tecavüz edenlerde, saldırgan fatihlerde olamaz."
TANK DENEN ZIRHLI OTOMOBİL
Tank'ın
savaş alanlarında ilk kullanımı 1916 senesinde oldu. O zamanın
gazeteleri bu ilginç araç hakkında insanı tebessüm ettiren şu izahı
veriyorlar: "Son iki gün içinde Almanlar sayısız denecek kadar çok ölü
verdiler. Ele geçirilen Alman siperleri cesetlerle dolu. Durumu
Anlaşmalı devletler lehine böylesine değiştiren olay, İngilizlerin "tank" dedikleri zırhlı otomobillerin kullanılmasıdır. Bu yeni zıhlı otomobiller tarih öncesi canavarlarına benziyor.
Bütün
engelleri aşıyor, ağaçları kibrit çöpü gibi kırıyor, ormanda kolayca
ilerliyor, çukurlardan kangurular gibi atlıyorlar. Bu canavarlara
kurşunda işlemiyor, karşılarına çıkanı ezip geçiyorlar."
KAYNAK
2O. Yüzyıl Ansiklopedisi-Tercüman Gazetesi Yayınları- İst–1990
selam ve hürmetlerimle...
-----
Her bakan göremez, her gören mutlaka bakmistir...